İran islam cumhuriyeti cumhurbaşkanı Ahmadinejad kendi web sitesini açtı. İran’da kadınların stadyumlarda maçç izlemesine izin vererek mollaların tepkisini çeken yenilikçi cumhurbaşkanı sitesinde kendini anlatmış biraz dolaştım çocukluk dönemlerinde çektiği çileleri yoksulluğunu felan anlatmış.

Sitede ayrıca Ahmadinejad'a sorular sorabiliyorsunuz İngilizce ve bir kaç dil de siteyi dolaşmak mümkün Ahmadinejad cevapladığı bazı soruları sitede yayınlıyor. Amerika’yı ve politikalarını bol bol eleştirmiş sitesinde.
Güncelleme - 23 Aralık, 2011 22:17

selamun aleyküm alinin liderliğini savunan bir halka ancak böyle omurgalı siyasiler yakışır. allah düşmanlarınıza karşı sizi muvaffak etsin
mahmut ahmedi nejat gibi siyasi liderlere dünyanin ihtiyaci var.bence bu ihtiyaci gidermenin kolay yolu ise toplumlarin ahlak seviyelerini gözden geçirip,hayirli gençler yetiştirmek için azami gayret göstermeleri.
her firavuna bir musa gerekmiş sizde bu şimdiki firavunların musa sı gibisiniz
sayın cumhurbaşkanı türkiyede size en az ikiziniz kadar benzeyen bir tanıdığım var size faydalı olabilir nasıl faydalı olacagını sizin takdirinize bırakıyorum inanın mükemmel bir lidersisinizz
lanetlenlenmiş şeytandan allaha sığınırız
rahman ve rahim olan allahın adıyla!
allahın habibi nebilerin hatemi(sonuncusu) ve
resulu(elçisi)hz.muhammed(a.s.m) adına!
muhammed mehdi muntazır’dan
tüm insanlığa
bir ikaz ve uyarma!
teslim dini,hanif din olan ve tüm nebi ve resullere verilen,en bariz örneğini teşkil ve temsil eden hz. ibrahim’e(a.s.) ve hz.muhammed’e (s.a.v.)vahyedilerek indirilen islam dininin aslını bütün peygamberlerin ve elçilerin (a.s)hayatında görmek mümkündür.
teslim denildiği zaman:açık bir şekilde var olan bir şeyin varılacagı yere ulaştırılıp iadesi anlamını içermektedir. emaneten verilen malın iadesini gerektiren teslim dini,zaman içinde, açık ve net olarak varlığı kabul edilen ve var olan şeytan tarafından engellenmekte ve uyumayan şeytan ve guruhu tarafında her gaflet anında tekrarlanmaktadır.
vuslattan; yani, allaha vasıl olmaktan söz eden her veli ve veli resul;
vuslatı gerçekleştiremeyen ve gerçekleştirme çabasında dahi olmayan beşer tarafından sürekli dışlanmış, çeşitli hakaret ve eziyetlere maruz bırakılmışlardır.
hatta zulme uğratılmaları devam ediyor ve dünya var oldukça devam edecek gibi görünüyor,
bazen de insanlığın önünde dindar alim kimliği ile tanınanlar; hak dava olan allahın halis dinine karşı çıka bilme cüretini göstere bilmektedir ve bunlar insanlık önünde birer engel teşkil ediyorlar,
bir müddei ortaya bir iddia atıyor.o iddia ettiği şeyin varlığını nefyeden kişi veya kişiler;müddeinin iddiasını çürütebilmek için,iddia ettiği şeyin makamına çıkmaları ve orada yokluğuna hükmetmeleri gerekir. yoksa binlerle nefyeden bir iddiaya karşı gelemez, müddeinin iddiasını çürütemezler.
(yahya) hayat bin kays-hayat-i harrani (k.s) hz. beyan buyuruyor.
(allah’a) vasıl olmaktan ve (melekut) alemini müşahede etmekten mahrum olanlar iki şey ile mahrum olmuşlardır.
1-kötü- haram yemek
2-halka eziyet (zulüm) yapmak.
(bu iki madde allah’a vasıl olmaktan ve melekut alemini müşahede etmekten insanı alıkoyar.)
ey sönük akıl feneri ile yol alan nefs-i nadan!
hiç zanediyor musun? senin aklın kur’an’ın ali hakikatını tartabilsin.
hep akıl ile ayetleri tartmaya kalkıyorsun. hadi varsayalım ki kendini çok akıllı biliyor ve inanıyorsun.o zaman da buna cevap vermen icap etmez mi.
kur’an’ın yüce ayetleri kainat kitabının içinde var olan mahlukata-varlıklara delalet eder.
her bir ayetin karşılığında bir şeyin olduğunu sen dahi kabul ediyorsun ve etmek zorunda kalıyorsun.
kur’an’daki şeytanın var olduğu ayetleri kabul etmemek; küfre doğru yol alınacağının da kanıtıdır.
şeytan iki çeşide ayrılmaktadır.
1-şeytan-ı cinni
2-şeytan-ı insi
şeytan-ı cini; avami anlayışta herkesçe malumdur.
şeytan-ı insi; belli bir yaşam süreci dahilinde ortaya çıkmaktadır.
allah’ın izni ile bu dönüşümü safha safha zamanı geldiğinde beyan edeceğiz ki ey nefs,sen dahi; aklın ile kabule mecbur kalacaksın.
bekle-sabret!
emir ile izin verildiğinde bil ki bir an bile geri kalınmıyacak, açıklığa kavuşturulacaktır inşallah!
insanlığın önünde iki yol bulunmaktadır.
iman yolu ile küfür yolu!
insan ya iman ile mü’min olur veya küfür ile şirke düşüp müşrik!
insan ya vuslata inanır ve imanı tahkikinin lezzetine varır ki
bediüzzaman hazretleri (r. a) bunu şöyle dile getiriyor.
faniyim fani olanı istemem.acizim aciz olanı istemem.
ruhumu rahmana teslim eyledim gayr istemem.isterim bir yari baki
isterim.zerreyim şems-i sermed isterim.hiç ender hiçim mevcudatı birden isterim.
hayat-i harrani (k.s) vasıl olmaktan(allah’a) söz etmesi ve bediüzzaman(r. a)
ruhun rahman’a teslimi ile açık hale gelen durumda aşikardır ki;ruh allah’a(c.c) kavuşarak
vuslat hasıl oluyor.
birinci yol:emaneten bizde bulunan ene’nin(ruh’un) asıl mülkün sahibi rahman’a teslim edilmesidir.
ikinci yol:hakkı örterek hicap arkasına almaktır ki varılacağı yer şirktir.
şirki insana işlettiren ise nefsin bi-zatihi kendisidir.
nefsin melcei, kandırıldığı-kandığı şeytandır. vasıl olmaya inanmayan insanın öz benliği
şeytan tarafından esir alınır.ve bu esarette; insanın şahit olduğu bir gerçek tebarüz eder.
bire bir diyalog!
şimdi asıl-lübb durumun açığa kavuşturulması söz konusu oluyor.
-imanlı mü’min allah’a vuslatı açıklar.
-küfürlü müşrik şeytana karini setreder.
ey karşı cephe almaya kalkan nefis!
bir avcı misali gibi beklemektesin.
bil ki yazdıklarım “benden” değildir. “emir” ile yazdırılmaktadır.
işte bu “emir” seni ve beni yaratan allah tarafındandır.ve o allah malik-el mülk’tür.ene’ye(ruh’a) hükmettiği gibi nefse de hükmetmektedir hakimler hakimidir.
zaman ve mekanı yaratan ve kullarının hallerini en iyi bilendir. enenin(ruhun) ne yaptığını
ve nefsin ne yapacağını en ince teferruatına kadar bilen alim-i mutlak’tır.
kuluna unutturduğu bir kelime ile nefsi açığa çıkarır. cerbeze üsulu ile değil, hakkı açığa çıkarmak için yapılan münazarada; hakkı bulup alan kardadır. işte bu mü’minin vasfıdır.
bana hakkı gösteren bir insana, elbette ki saygıda kusur etmemem en elzem olandır.
“bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” diyen veliyullah hz. ali (r. a)’ın sözü şiarımdır.
ilk başta dahi kale aldığımız gibi muhatap ilk başta söz dinlemez nefsimizedir ve bütün nefisleredir. nefsimi hedef alarak baki bir davayı şahsımda çürütmeye çalışmanız anlamsızdır.
bunu iyi bilin ki!
baki davalar fani şahsiyetlere bina edilmez,edilemez.
cenabi allah elime iki hüccet vermiş! ikiye ek üç yok. arada kalıp hiç meyletmemek dahi mümkün değildir.
“ya kul insanı olmak”
ya da şeytana tapmak.
ey nefis! şimdi sen fenaya gidecek mal ve mülkün arkasına düşüp ahireti göz ardı ediyorsun.
bilmiyor musun? şan şöhret, mal mülk, evlat…bunlar gibi olanlar kabir kapısına kadardır.
ya ondan sonra ne olacak halin!
allah’ın(c.c) emirlerine uymak asıl olandır.
allah’ın(c.c) hükmüne karışmak hiç kimsenin haddi değildir.(haşa…yüz bin defa haşa!)
“hadi” esması ile hidayeti veren o’dur(c.c).
kul’un görevi ise olsa olsa tebliğ’dir.
kalemi elime elime aldığımdan (yönlendirildiğimden) ekim 2009’a kadar kendimi aramaktayım. kalemle yazmayı öğreten zat’a(c.c) yemin ederim ki yazdırılanların
hüccetlerini müşahede ettiğimde kalbimden şu dua lisanımı harekete sevk ediyordu!
“ya rabbi! beni cihad-ı ekber’den geride bırakma!”
alemlerin rabbi allah rahman’dır rahim’dir.halisane yönelen kullarının duasına icabet
edendir. cihad-ı ekberi gönderdiğimde,elimden çıktığı gibi hakikat-ı hal-i tecelli ettiren şanı yüce allah(c.c) kulunu ondan geride bırakmadı. binlerle şükür ve hamd emaneti teslim alan allahadır.
şeytanın(a.l)saldırı noktası eneyedir(ruhadır).ene(ruh)rahmana teslim edilmiş durumdadır.
şimdi şeytan ve hizbi saldırsa dahi asıl öz benliğe zarar veremezler.geride kalan ise nefistir.
nefis zaten buna şahit kılınmıştır. şahit olan nefis ise allaha (c.c) kul olmaya aşıktır.maşukuna kavuşan aşıka sevda yolunda saldırılar ,hakaretler, cephe alışlar şevkini artırmaktan başka bir işe yaramaz.hatta bu tuzak kuranların kendi tuzaklarına düşme ihtimalinin kesreti karşısında daha da iştiyak peyda olmaktadır.cesede(fizik vucuda) yapılanlar ise yine hak davadan vaz geçiremez.çünkü oda teslim alınmıştır.nefis ise aldığı abdiyet hazziyla teslim edilmiştir.geride kalan irade-i cüziyye irade-i külli-i ilahide erimiş bir haldedir. allah emreder; kul şükür ve hamd ederek boyun büküp itaat eder.
aczi mutlak,fakri mutlak,şükrü mutlak,şevki mutlak ta olan bir kula,allah(c.c)dilemedikçe kimse zerre kadar zarar veremez.
şeriat-ı garra-i islamiyenin lübbünü ise iman oluşturur.iman hasıl olduktan sonrada muhafazası ve korumasını,zahir ahkamı islami oluşturmaktadır.yani iman öz;ibadetler ise imanın muhafaza altına alınmasına sur teşkil eder.iman edip ibadetten vaz geçmek doğru olmadğı gibi,ibadeti asıl ittihaz edip iman nurunu göz ardı etmekte doğru değildir.
birincide merkezin üryan kalıp saldırıya açık hale gelmesiyle arşı karşıya kalınır.
ikincide muhafaza edilmesi gereken merkez göz ardı edildiği için kaybedilmesi ile yüz yüze gelinir.
iman nurunu kalbine yerleştirmeyen beşere ibadeti teklif etmek- inancı tam yerleşmediğinden- spor yapmayı teklif etmekle eş değerdir.
iman gaybidir.göz ile görülmeyen(fizik vucuttaki göz) alemlere(melekut) ve varlıklara ve
zat-ı vacib-ül vucüt olan allahın(c.c) varlığına ve ehadiyyetine inanmayı gerektirir,insanı mecbur kılar. işte bunu; zahiri ahkam ile gabya imanı vazetmek beşer gücünü aşmaktadır.
sadece zahiri ilim ile yürümek ve manevi ilmi göz ardı etmek tarih boyunca sonuç vermemiştir. “dini hükümleri kendi aklıyla anlamak isteyen ve aklı ona rehber etmek isteyen peygamberlere inanmamış olur. onunla konuşmak akıl işi değil. imam-i rabbani(r. a)
bundandır ki gönderilen nebiler(peygamberler) ve resuller(elçiler) ve veliler mucize ve kerametlerle gönderilmişlerdir.
muttaki olanlar o kimselerdir ki gabya iman ederler. gayb-i iman hakikatını; iki dönüşümlü olarak gerçekleştiğini, hem mümin ve hem de kafir, münafık, fasık olup müşrik çatısı altında toplananlara izin dahilinde emir verildiğinde açıklayacağız inşallah!
lübbünü bulmayan kışırıyla uğraşır.
şimdi bir öz, asıl, lübb insan oğluna verilmiş.teslim(allaha) olma ile imanın kemale kavuşturulup tahkike vasıl olması. teslimin ilk safhasını yukarıda beyan etmeye çalıştığımız gibi ene (ruh) oluşturmaktadır.
ene(ruh) zaman- mekan sınırları dahilinde değildir. zaman ve mekan ile kayıt altına alınmamıştır.çünkü secde suresinde beyan buyrulduğu gibi rabbin nefhidir, kendisindendir.
zat-ı vacib- ul vucüd’un kendisinden olan nefhi zaman ve mekan snırları içinde hapsetmeye kalkan (şeytan ve yandaşları) en büyük hatayı yaparlar ki allaha karşı onun (c.c) adına ilk yalan söyleyen iblis-i laindir. binaenaley ruhun (enenin) zaman ve mekan sınırlarını aşmasını kabul etmeyen aynı durumla yüz yüze kalır. velev şeytanda kendini ilim sahibi sayıyordu. kovulduğu mele-i ala (yüce topluluk) hatırdan çıkarılmasın.
hayat bin kays hz. (k.s)ikinci olarak açıkladığına istinaden vasıl olmayı gerçekleştiremeyen ve gerçekleşmesine engel olan kişi veya kişiler; halka eziyet(zulüm) yaptıklarından hem kendileri allaha vasıl olamıyor ve hem de halkın vuslat hasıl etmesine engel olarak, eziyet ve zulümleri ikiye katlanıyor. her nefis kendinden sorumludur. fakat halka (insanlığa) zulüm edip ezenler, onların düştükleri acı sonucun neticelerini dahi yüklenmekle mükellef kılınıyorlar.
ey kardeşlerim! araştırmadan hiç kimseye körü körüne inanmayın.
sonunda cehennem gibi bir hapishane var. (hafizan allah)
çoğu insan kendini alim ve bilgili ad edip “benim bildiklerim bana yeter ve herkese yeter.”
dercesine: halkın önünde durarak; insanın kulluk kimliğini alıp özbenliğini bulmasına engel oluyorlar.
soruyorum sizlere afınıza sığınarak
insanın doğru bildiği mi doğrudur. yoksa doğru olan mı doğrudur?
insan unutkandır unutur. doğru bildiği yanlış olabilir olur. asıl doğru, doğrunun kendisidir. dercesine sesinizi işitir gibiyim.
allah razı olsun.
aslolan doğru allahın (c.c) rızasıdır. o razı olsa tüm kainat küsse de ehemmiyeti yok.
allahın (c.c) rızası tüm hatırların üstündedir. ve hakimi mutlak tüm müminlerin milli birlik(ümmet) çatısı altında birleşmeleri gerektiğini emrediyor. bunu hepimiz biliyor ve de canla başla istiyoruz.
bilgi edinen ve bilgi toplayan her bir fert; kendi nam ve hesabına uydurarak insanlığı bir kalıp içerisinde hapsediyorlar. kurduğu cemaate bir isim bulup-kendi istese de istemese de-“cim” ile ek yapıştırıyor ve ya yapıştırıyorlar. ortaya çıkan sonuç; falancı gurup, filancı cemaat oluyor.
islami cemaat olan ümmet bilincini, insanlığı bu hal ile bir birinden koparıp tefrika araya sokuyor-sokuyorlar ve nifak tohumları ekiliyor. nifak ile; ittifakı kabul etmeyen toplum ve toplulukların hortlamasına sebep olunuyor ki öz benliğini-kimliğini arayan insanın darmadağınık olup, hem kendi içinde hem de yaşadığı toplum içinde dışlayıcı ve başka cemaate dahil olanları kabul etmiyor. kendi zihniyetine ters olanları-ters düşenleri-dışladığı
gibi karşı cephe de alabiliyor.
toplumumuzun ve toplumların kanayan yarası halini alan cemaat-çilik- anlayışının cemaat şuuruna inkılabı ile bu anlayışın değişmesi için, kalıpsal kelimelerden-isimlerden ve sonlarına konan “cim” harfinin atılması ile; milli birlik (ümmet) olmaya doğru gidilmesi gerekiyor.
alevi (şii)-sünni gibi… ayırıcı durumların kaldırışı ile kardeşlik bağları kurulacaktır inşallah!
gelin canlar tanış olalım
işi kolay kılalım
sevelim sevilelim
dünya kimseye kalmaz
işte bu nifak tohumları bizleri hacı bektaşi veli(r. a) pir sultan abdal(r. a) yunus emre(r. a)…gibi yıldızlardan ve daha nicelerinden koparıp alıyor. hatta aramızda yasayan nadide şahsiyetleri tanımamıza bile izin verilmiyor ve bu durumla bizleri onlardan kopara biliyorlar. hiçbir ayırıcı unsur; milli birlik (ümmet) olma şuurun önüne geçmemeli ve geçmemesi gerekir. ümmet bundan çok çekti. artık tevhit (la ilahe illallah muhammedun resullullah) çatısı altında birleşme zamanıdır.
hasılı; hakikat nazara karip kılınıyor ki değil bir insanın darp görmesi, burnun kanaması dahi mümine acı ve ızdırap vermesi gerekir.
şeriat-ı garra-i islamı; rejim devirip rejim kurmak adı altında algılayan zihniyetin verdiği hep kopukluk, hep halka eziyet ve zulüm olmuştur.
kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiye bendlerine bağlı kalarak edinilen bilgi yığını-eğer bu bendler geçilmezse –sonucu- acı, hüsran,hasret ve geride kalan aile kurumunun perişaniyyeti oluyor.
her bir grup ve grubun başındaki eşhas; geri dönüp halka baktıklarında kendi zihniyetlerinden doğan taasubi anlayışlarının neler yaptığını ve yapmakta olduğunu göreceklerdir. eğer setretmezse,halka yaptığı eziyet ve zulmün farkına varır.
setredenler setredip saklarlarsa; zihniyetlerinin çekim kuvvetinde olanların furkan ile bakmaları lazım gelir. grup, cemaat ve isimsel kopukluk olan nifak ve-cilik-lerle: kardeşi kardeşe düşman eden zihniyetteki insanların da;kalıplaşmış zihniyetleri ile kendilerini ön plana çıkardıkları,söz,takdir görme,tavır ve hareketlerinden anlaşılacaktır inşallah!
bu aciz kardeşiniz halktan biridir. aslında;kenidini yüksek görenlerin de halkın kendisinden geldiğini takdir edersiniz. halktan gelip halka sırt dönenler,kendilerine halkın takdir ettiği makam ve mevkilerini şarhosluğuyla halkı küçük görüp aralarından kopuyorlar.ve halk tek başına kalıyor.halk her bir şahsın aynasıdır.halkın çektiği ızdırapların kaynağı halkın muhtaç olduğu alim insanlardır,ki aralarında görmek ister halk.ne zaman ki halktan biri;bu ümmetin ve başka milletlerin acısını duyup dile getirmeye çalışsa,dışlanarak terkdilmeyle yüz yüze kalıyor.bu kul;halkın acısı ve ızdırabıdır.dışlayan halkı dışlamış olur.bu da gösterir ki dışlayanlar gün gelir bu ümmet tarafından dışlanacaklardır.
“efendiler ! sizler hizmet hizmet diyorsunuz. üryan kalan halkın imanından ve libası olmayan halkın imanından haberdar mısınız? insanlar şeytan tarafından esir alınıyor.ve bunu toplumdaki vahşiyane işlenen cinayetlerde hepimiz müşahede ediyoruz.vicdanınıza bir bakın nelerle karşılaşacaksınız.
hakikatte islam dininin evrenselliğini ve huzur barış dini olduğunu savunarak; halkla iç içe olan, neşe sevinç kaynağı ali şahsiyetler,bu zihniyetin dürbünü ile bakıldığı için tam tanınamıyor.halka ulaşmalarına dahi engel olunuyor.ne acı ve feci durum:
“ya rabbi! hafız-i mutlak sensin hıfzıyle”
cedd-ül enbiya halilullah ibrahim (as)ile nemrut(al)arasında geçen münazarada; nemrut(al)iflas edince cebri yöntemi başvuruyor.gücünü kuvvetini ve nufüzünü göstererek ibrahim’i (a.s) tırstmaya calışıyor. ama ne fayda! daha da nemrut(al)’nin hem de bir sinek tarafından batmasına sebep oluyor
gençlik yıllarımda toplu taşıma araçlarından bir tane ile yolculuk yapıyordum.
minibüste birkaç yolcu ile birlikte bir de yol arkadaşım yanımda bulunuyordu. yolculardan biri islam dini hakkında konuşmaya başladı. konuşması çok güzel! dinlemeye koyulduk. biraz derinleşmeye doğru giderken kendi konum ve durumundan bahsetmek ile devam et. islam için bir çok şeyden vaz geçtiğini beyan buyurdu. safi kalp ile bende: bulunduğun hal ile de islam’a hizmet edilebilir dedim. dedim ama demeye kalmadan karşı cephe almaya başladı ve .atom bombası gibi patladı. yaptıklarının kabul görmediğini zannederek cebre baş vurdu ve dediği şu oldu.
“ben karakuşak iki sahibiyim”
aman allah’ım! nerdeyse dayak yiyecektik.
hem de karakuşak iki sahibi birinden.
efendiler!
ben kendi nam ve hesabıma vaaz ve nasihat etmiyorum, edemem. hayatım boyunca kimseye müridimdir “(ta lebemdir)” demedim. şimdi mi diyeceğim. durum ve konumum olsa olsa abdiyyettir, kulluktur. beşer kuvveti ve gücü ne olabilir yaradana (c.c)karşı! kainat kabza-i tasarufundadır.nefsim dahi yed-i kudretindedir.
hz.muhammed(a.s.m.)’ın duasında bunu görmek mümkündür.
ama! kuran’a hizmet için emir vaki olmuş sa; karakuşak ikiniz değil dördünüz dahi olsa, hizmet-i kurana alınmak için bu aciz kul ; topun namlusundan çıkan mermi gibi fırlamaya ve cepheye koşmaya hazırdır.
sizin nazarınızda ve nazarlarını kitlediğiniz beşer nezdindeki hizmetiniz “ben” merkezlidir. salim akıl sahipleri bunu görecektir. inşaallah!
her konuşmanız-her haliniz egoyu şişirmekten ileri geçemeyecektir ve geçmemiştir. kulda ise ego bulunmaz. kul allah’ın emridir diye söyler.ego ise ben böyle diyorum-yorumladım der.
nefsin ben demeye başladığı anda hz. ali (r. a.)gibi (haşa onun ali şahsından);adüvv-ü mübin’e çöksem dahi onu bırakırım. hem hedefim insan değil şeytan ve yandaşlarını hezimete uğratmaktır.
allah(c.c) şahidimdir ki bir defa değil, binlerce defa yüzüme tükürse yine de vaz geçerim kendisinden.
meleklere ve iblise adem’e (a.s.) secde edin diye emredildiğin de; meleklerin emre itaat ederek lainin etmemesi üzerine; cenab-ı allah(c.c) ona (al)sebebini sorduğunda maddesini öne sürüyor. rahman olan allah’ın cemal ile celal esması ve celal esma-i ilahinin hicabının altındaki ikap ile kahhar olan allah’ı bu makam da müşahede edebiliyor insan denen muamma.
toprak ateşe nazaran ayaklar altındadır, alçaktadır. ateş ise yandığında sürekli yukarılara yükselir.kendini ali gören guru ,kibir kaynağıdır.
allah(c.c) azametini, yüceliğini, heybetini, hakim-i mutlak olduğunu gösteri tüm mahlukatına ki var olanlar anlasın.
gurur ve kibir ile kendini beğenen şeytan ve yandaşları al-aşağı olur ve makamına topraktan yaratılan adem konur.
maddi gücünü(karun gibi)ve makamı (firavun gibi) ön plana çıkarıp kendisine tabi olan nufüzu ve nufüsu (nemrud gibi) kullanarak yüksek, ulaşılmaz bir yer edinenler emre itaatsizlikten şeytan-ı lain gibi al-aşağı olmaya mahkum bırakılıyor hakim-i mutlak olan kahhar-ı zülcelal tarafından.
ey “ben gibi” nefsin arkasına düşmüş biçare insan! nefsinle kuldan yükseklerdesin. kendini yüce ve ali görüyorsun. kul ise azamet ve kudret-i ilahi’yi müşahede karşısında hayrettedir. ve müşahedeye şahit kılınmak için toprak gibi ayaklar altında çiğnenmeyi yeğleyendir. ve bu halim ile de sonsuz kudret ve azamete karşı hayranım ve hayran kalıyorum. buz parçasına benzeyen enaniyetim allah’ın (c.c) azametini ve heybetinin her müşahede ettiğinde eriyor. sesim soluğum kesiliyor.
içimden ve tüm zerrelerim ile tek bir şey haykırıyorum.
allahu ekber
evet kul topraktan dır ve toprağın oğludur.
şeytandan dahi habersiz iken, o dahi bu toprağı çiğnemeye kalkıyor.
diyar-ı peygamberan’da bir yemek türü var.
çigköfte! hz. ibrahim (as)’dan kalan bir yemek.
çiğköftelik et ne kadar dövülür, çiğnenirse (mengene dişlilerinden geçirilirse) ve yoğrulursa kıvama gelir.
adımı; habibi’nin(s.a.v) adı ile beraber yazmış
kadir mevlam
“yüzbin şükür ve hamd sanadır ya rabbi!
bundan daha büyük maddiyat
bundan daha büyük makam
bundan daha büyük şan
bundan daha büyük şöhret
bundan daha büyük nufüz
bundan daha büyük nufüs
olabilir mi?
ne kadar çiğnenirse bu can,
canandan vaz geçer mi!
bir can değil binlerce can
kurbandır sana ya rabbi!
peygamber-i zi-şan’ın ihbarı gaybi’siyle
ebu turab-fatıma oğluyum
“ya rabbi ecdadıma ve tüm mü’minlere gani gani rahmetini yağdır”
hz. hüseyin(r. a) anısına!
hz. hüseyin’in şehit düştüğü vakittir.
yemin ettim! öcünü almak için defalarca
öc alacağım insan değil adüvv-ü mübin’dir.
hem o insanlar bu zaman-mekan’da değiller,
onları maşa gibi kullanan var hedefte!
içi boşaltılmış kof zihniyeti yıkmak için şahlandı hz. hüseyin ve ashabı.emirle küfrün üzerine yürümek, neticeye bakılmaz. sonuç allah’ın (c.c) yed’i kudretindedir. kul neticeye bakarsa hakimler hakimi’nin hükmüne müdahale olur. ikab’a hak kesbedilir. celali ikap altında “kahhar” olduğunu nazara verir halık-ı külli şey!
kerbela’da hüseyin ve arkadaşları şehit düşer. hem de hünharca. katli yapan münafıklar-haksız oldukları ve zulüm işledikleri gibi- gösterdikleri öfke, kin, gadap hali ile heybet gösterdikleri(heybetlendikleri) celali esma-i ilahi halinde olduklarını nazara verir.
kimse diyebilir mi ki büyük bir rahmet ile münafıklar hz. hüseyin ve ashabını katletti.
zan ediyor musun hz. hüseyin ve arkadaşları kaybettiler. onlar kaybetmedi kazandılar!
hem de cennet gibi bir mükafat ile ödüllendirildiler.
işte celali tecelligaha maruz kalan seyyid şehit hüseyin ve arkadaşları: celalin altında
celalin altında cemal esma-i ilahi’nin tecellisi ile mükafat kazandılar. bu da
rabbimizin cemil-i zülcelal olduğunu kanıtlar.
seyyid şehid hüseyin(r. a) ve o’nun gibi şahlananlar olmasaydı küfür galip gelir ve de
iman-küfür arasındaki ince çizgi belirsiz kalırdı.
iman-küfür arasındaki bu çizgi; şahlananlar ile hep belli ve aşikar hale gelmiştir.
önemli olan takip edenlerin basiretlerinin keskinliğidir.
çünkü bazen ve ekseriyetle münafık perdesi altında ortaya çıkıyor.
münafık kolay kolay tanınamıyor. zahirde mü’min gibi görünüyor.
resul-i ekrem (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle beyan edip
ümmeti-insanlığı uyarıyor!
“ümmetim için en çok korktuğum lisanı güzel olan münafıktır.”
zahire nazar eden insan da! “bu ne güzel müslüman” diyerek.onu örnek alabiliyor.
münafığın bilgi ve kabiliyet yapısına bakıldığında, herhangi bir amacının olmadığı nazara yaklaşır. perde perde üstüne hakikat dışı bir bilgi yığınıyla insanlığı oyalayıp kendi zihniyetine hapsediyor.tek kürekli sandal gibi her çektiğinizde; bir daire içerisinde sizi çevirmekten başka şeye yaramadığını göreceksiniz.
önemli ve net düşünce için gerekli olan çekim alanının dışına çıkmanızdır. ve sizi candamarınızdan, önemli bir yerden yakaladığını, onunla sizi kendine rabt ettiğini aklınızdan çıkarmayın. sanki bu can damarınız olan kutsal mücadelenizi kendi şahsına bina eder.
hz. musa(as)’a firavunun minnet edip başına kaktığı gibi.
baki davalar fani şahsiyetleri bina edilmez. kendi şahıslarını bina edenler baki davaları da heba ederler. münafığın çizdiği zihni da ire yapısının etrafından dönenler, gün gelip girdap halini alacak bir merkezin etrafında bulunmaktalar. hatta allah(c.c) onları kendinden öyle uzaklaştırmış ki zatına ait esmalarından dahi mahrum bırakmıştır.
iradenizle bir işi kendi gücünüze kadar yapabilirsiniz. ama irade-i cüziyeniz irade-i külli-i ilahi de eridiğinde: hz. muhammed(a.s.m)’ın bir parmak işareti ile ayın ikiye bölündüğü hakikatını fehm edersiniz. parmak kaldıran habibullah ayı ikiye ayıran ise mahbubu baki’dir.
şimdi kul kalkıp da: “ayı ikiye bölen benim, benim parmak işaretimle ay ikiye bölündü.”
diyebilirmi ? dememesi için kadiri zülcelal uyarır. “ ayı ikiye ayıran bizdik ama;
kulum cüzi iradenle parmak kaldıranda sendin. senin parmak işaretinle ayı ikiye böldüm.
sakın rabbini unutup ta nefsinden zannetme. diye de bir uyarı alır. bu da uluhiyetini hakimiyetini azametini heybetini celalini haşmetinden ayın dahi ikiye bölündüğü vahid-i ehadiyyetini nazara verir.
biraz daha derinleştiğinizde parmağı dahi kaldıran gücün kudreti sonsuz olan allah olduğuna şahit olursunuz. allah istemezse bir yaprak dahi dalından düşmez. allah isterse ve hikmeti iktiza ederse münafıkların zihni yapıları insanlığın aklından silinir inşallah!
eğer yok ben razıyım derseniz siz bilirsiniz. zamanı ve mekanı geldiğinde size açıklanmasını eğer allah isterse emrederse açıklarız. sizde hazırlanın. o zaman merdane sizde kendinizdeki gerçek durumları insanlığa açıklayın; eğer setretmeseniz. velhasıl münafık kendisine tabi olanları cehennemin en alt katına doğru götürmektedir. agah olunuz! cennet gençlerinin efendileri: hasan (r. a) ile hüseyin (r. a) hazretleri; bu münafık akınını durdurmak için harekete kalkıyorlar. hz. hasan (r. a) feragat, hz hüseyin (r. a) ise münafık akınına gögüs geren yiğittir. benim ceddim bu hasletlerle zinetlerdirilmiş rahman tarafından. onlardan geri kalırsan nasıl, nasıl bakarım yüzlerine. nasıl öperim annem fatıma (r. anha)’nın ellerini. hem insanlık perişan bir halde. zahiri ve batini harap olmuş bir hal içindeyken kul duramaz. dursa da allah-ü azimüşşan durdurmuyor, durdurmaz. “ya rabbi şahit ol.”
ceddim hz. hasan’nın (r. a) feragatını kendime seçtim. bu zamandaki liderlik tutkusuyla içleri yananlara (alevlenlere) onu teslim ettim. hizmeti hizmetkarlığı seçtim.
“ya rabbi şahit ol.”
ceddim hz. hüseyin’in (r. a) şahlanışını örnek aldım. tüm münafıklar üzerime de saldırsa hakk olan teslim dini islam’ı beyan etmekten bir an bile geri durmayacağım.
onlar saltanatlarının derdinde, kul rıza-i ilahi peşinde. hüseyin’e açılan cephe kerbeladır.
kula ise kostantiniyye. çağrılsam bir gün olur da cepheme, bu kul allah’ın askeridir!
ey şeytan kork titre! uyanırsa koca arslan, kükreyişiyle! cihan gelir vecde.
milletim osmanlı şan ve şerefle yazmış adını. tarih onu konuşur, o tarih konuşturur. titre ey şeytan kork. kul hadim-i kur’an’dır. kur’an etrafındaki karanlıklar temizlenecek insanın düştüğü gaflet perdesi yırtılacak. perde ne kadarda kalınlaşsa; kadir mevlam kudretiyle param parça edecek. var mı ? güç sahibi ona karşı! nemrutlar dahi bulunsa, allah orduları ile içlerini dışa akıtacak. dilleri sussa da cesetleri konuşacak. saklansa yahudi müşrik, bir taşın arkasında. taşlar dile gelip mümine haber verecek.
“bütün müminler kardeştir.”
hem; hiç mü’min mü’min kardeşine tuzak kurar mı? mümin elinden dilinden emin olunan değil mi? ey nefs elinde esir olanlar!
tanımadığınız bir mümine karşı çıkmanız neye mebnidir?
hem de alim gılafı içindesiniz.
sizin asli göreviniz insana tebliğ değil mi dir?
bir insanın imanının kurtulması dünya malı ile ölçülür mü?
demek ki sizler başkasınız.
nazarı beşeri kendi şahsınıza çeviriyorsunuz.
bilin ki bu kul hiçbir mümin kardeşini bir birinden ayırmamıştır.
siz dahil olmak üzere ki:
rabbimiz buna şahittir.
bir beşerin imanını kurtuluşa doğru ulaşması için cehennem ateşine uzatılmayı bile kabul etmiştir.
yanın halinize yanınki kalıplaşmış taassub içindeki zihniyetinizden belki vaz geçersiniz.
allahın ikabına kendini maruz bırakanların; cehennem hapsinde hangi esma altında mücazat gördükleri durumunun açığa kavuşturulmasıdır.
misalen:
kula: kainat kitab-ı kebirininden verilen ilk sayfa insandır. insan ile duruma değinmeye çalışacağız.
şefkatin bahri ummanı annenizin sevgi ile size yaklaştığını görürsünüz. muhabbetle cemal esmasının altında olan şefkatli kucağın sevgisine nankörlük ettiğinizde ise ikabıyla karşı karşıya kalır terslenirsiniz. azarlama halinde anneniz celal esma-i ilahinin tecellisi altındadır. anneniz bir olduğu halde: cemal esmasının tecellisi ile kendisinde hüsün ve lütuf, celal esmasının tecellisi ile de kendisinde kahr, gadab, öfke ve heybet gibi değişen iki hali müşahede edersiniz. bu; her cemal esmasının altında celalin bulunduğunu nazara verir.
münafık lütuf ve hüsün ile cemalli olduğunu ilka eder. ve beşer çoğu defa zahire aldanır ve o beşeri aldatır. aldanan beşer: elim bir azap ile cezalandırılır. celili zül cemal olan allahın kahrına müstahak olur.
hiçbir insan kalkıp ta cemal esmasının tecellisi hali ile tersleyen, ikap ve ceza veren bir anneden söz edemez, veya insandan bahsedemez. her bir ferd kendisi dahi; öfke, gadap halinden heybetlenir ve kahrlandığını bilir. esma-i ilahinin tecelligahı olan insan bu hallerde değişirse, her bir mekana mahluka ait tecelligahı ilahi aynı olur mu?
tabiî ki olmaz. olur deyip rahman olan allah’ın rahmaniyyeti ile cehenneme tecelli ettiğini söylerseniz kahhar olan allahın tecelli ettiği mekanı göstermeniz gerekir.
ve de kahhar olan şedid-ul ikaba hürmetsizlikten kahrına müstahak olursunuz.
hem rahman esirgeyendir. en büyük hapis ise cehennemdir. rahman rahmetiyle cehenneme tecelli ederse cehennem cehennem olmaktan çıkar cennet olur.
çünkü allah sizi esirgemiştir. böyle düşünmek iltibas halinde olmayı nazara verir.
hem rahman olmasını görüp kahhar olmasını göz ardı etmek uluhiyetine hürmetsizliktir ki zatında ehad mahlukatta vahit olan allahın ve her halk edilende dahi vahid-i ehad oluşuna tekzip olduğundan kaziblerin cezasına çarptırılır.
cehennem ceza yeri olduğundan allah kahhariyetiyle tecelli ediyor.
zat-ı vacib-ul vucüd ehad’tır. yani anneniz bir olduğu halde lütüf ve ihsan ve hüsün durumunda ayrı bir tecelli altındadır. anneniz gadap, öfke, ikap halinde ise heybetlenir. bu ikinci durumunda birinci halinden eser kalmaz. bir çokluğu nazara verir. kendisi bir geldiği insan nevi ise çoktur. ehadiyyet bir gibi değildir.
rahman olan allah rahimiyyeti ile cennete tecelli ettiği gibi kahhar olan allah celali ile cehenneme dahi tecelli eder ki zat-ı ehad’tir. zatında olan durum ve hallerin değiştiği söylenemez. samed’tir mahlukata benzemez ve her şey ona muhtaçtır.
hem insan denen muammaya ene (ruh) namında bir vahid-i kiyas-i verilmiş. ene her şeye kendini ölçü tutarak tartar. ben lütuf ve ihsan ve hüsün halinde değişiyorsam allah ta değişir (haşa) diyerek. allah’ın esmalarının tecelli mekanları değiştikçe kendiside değişir ve rahman olan allah tecelli anında (an sıfır zamandır) kahhar olamaz demek olur ki heybet ve azametini inkardır. rahman ve kahhar oluşu zaman ve mekan sınırları (izafi kavramlardır) dahilinde olan mahlukat için geçerlidir. mahlukat bu hallerde değişir. zaman ve mekanın halıkı için söz konusu değildir. anda (zamanın ortadan kaldırıldığı hakikat) rahman ve kahhar olarak tecelli eder.
nebatat taifesinden bir örnek vermeye ve kuvve-i şeheviyye ve kuvve-i gadabiyye bendlerinin geçilmesinin ne kadar mühim hakikat olduğunun ve ehemmiyetinin bulunduğunu ve onların tayyi durumunun aynen gök tabakalarının terakkiyatına eş değer gerçek olduğu fehm edilecektir inşallah!
bu iki tabakaya bağlı kalan bir beşer; ancak ve ancak onlarla kainat kıtabı kebirine bakar bunlar geçilip latife-i rabbaniye’ye yükselilirse kainat sayfası okunmaya başlar. bu da şunu nazara verir. dünyada edinen mal ve mülkiyet, aşk beslenilen şan ve şöhret, insanlığa üstünlük taslamak ve anlayış zihniyetini onlara aşılamak ve taassup içinde: “ben böyle diyorum. ben böyle yorumladım. ben böyle baktım”… gibi insan öz benliği ve insan terakkiyatının önüne sedd çekerek! sizde benim gibi bakın. dercesine insanı sömürmek gibi durumlardan vazgeçilirse olur.
çünkü bir düşüncenin fikir olabilmesi için latife-i rabbaniye’ye yükselmek gerekliliği; konan ilahi bir kanundur. nedeni ise şudur: kainat kitabını okumak için müşahede ile şahit olmak gerekliliğinin mecbur kılınmasıdır.
peygamberlerin nebilerin sonuncusu hz. muhammed (s.a.v) ve tüm nebilerin (peygamberlerin) ve resullerin (elçilerin) (a s) hayatlarındaki yaşam biçimlerine nazar edildiğinde; bu iki tabakanın ber taraf edilmesi için celali bir sulüka tabi tutuldukları görülür. sadece bir tanesine bakılacak olursa durum açığa çıkar.
hz. musa (a s) hayatına nazar edilmesi istirham olunur. du-tabaka geçildiğinde mekanı müşahade olan aklın latif bölgesine yükselilir ki latife-i rabbaniye burasıdır.
latife-i rabbaniye ile kul; kainat kitabı kebirini okumaya başlar. anlamları terbiyeci olan rabbinden alır. her bir nev (sayfa) açıldığında celali heybet ve azamet idrak edilir. idrakın tamamlanması ve ya bitmesi yoktur. ilim beşikten mezara kadar devam eder. ve bu ilimle cemal olan allahın hüsün ve latif lütuflarının güzelliğine vakıf olunur. şeytan ve yandaşları (tıbben ispatlandığı halde) bunu engellemek için dünyayı ön plana çıkararak, insanı; bu bölgelere hapsederler. bu bölgeler ile edinilen mal, mülk, ilim… vb. mutaasıbane işlenir.
diğer durum ve halı beşeri buna göre kıyas ettiğinizde hz muhammed (a.s.m) ve peygamberlere ve elçilere (a s) nazil olunan vahyin değeri anlaşılır.
bu iki tabakadaki bölgedeki çekişmeler kavgalar savaşlar çekememezlikler ilahi emir ile “benlik ile değil”, temizlenerek bertaraf edilir. işte imanın tahkika ulaştığı gerçeklik hakikat bu “sırda” gizlidir.
tahkika ulaşan bir iman ile değil bir mümine cephe almak, düşünülemediği gibi; insanın iman nurunu tatması için canla başla tebliğe, hizmete koşulur. ebu cehil gibi olanlar defalarca teslim dini islam’a davet edilir. işte iman nuru ve işte taassup canavarı! mutaassıb hakikatı ve gerçek olan ilmi gördüğünde kendi konum ve durumunu düşünür.
yahudi bilginlerinin hz. isa’ya karşı çıktıkları ve sonucu gibi zulme baş vurur.
hz. muhammed’in ebu talibe tebliği taassup canavarı yüzünden akim kalmış ve amcası: “bana atalarının dininden döndü.” derler. diye kabul etmemiştir. taassup körü körüne bağlılıktır. şeytanın istediği de körü körüne bağlılığı sağlamaktır.
efendiler !
hakikat-ı kuran; bu aciz kula gösterildiğinde
rabbim buna şahittir.
böyle bir nida ile devamlı allaha yalvardım.
ya rabbi! bu kadar doçent profesör alim varken ben mi?
allah buna hükmetmişse ben ne yapabilirim.
kadiri zül celalin kudretinden ne nefsim kurtula bilir ve nede hiç kimse.
kul boyun büküp kabul etti.
takdir sizindir. şimdi daha açıklanmadığı halde yazdıklarınız kitaplar, kurana hizmet etmek için gecenizi gündüzünüze katarak hazırladığınız mealler tefsirler sehven ve farkında olmadan allahın kitabına engel perde olmuşsa:
ehli insafa soruyorum:
siz kendiniz dahi düşünün.
emri ilahi onların kaldırılmasına müteallik ise, taasup içinde kabul etmemek, atalar dinine uymakla eş değer değil de nedir?
eğer yok. ben kabul etmem. diyorsanız
siz bilirsiniz.
ben aciz ve fakir bir kulum. bana düşen tebliğdir. ötesi allahın yedi kudretindedir.
şimdi kainattaki ayete bakalım.
latife-i rabbaniye’ye yükselen insan; bu iki tabakaya izan ile bakar. bu nazar hali ile cemal-i zül celal kainat kitabını ona açar. her şey anlam kazanır. mana ile madde arasındaki ince sır fehm edilir.
cemaatçilik “gurupçuluk” ile milli birlik “ümmet” olma arasındaki fark açığa çıkar. bu hakikatın beyanından sonra allahın cemal esmasının tecelligahı olan gül taifesine bakıldığında: latif ve hüsün ve güzelliği müşahede edilir. ama koparmaya katlığınız zaman elinize bir diken batar ki bu o gülün süngüleridir gülü korumak için. bu süngülerle dikenlerle vakıf olunur ki celalini nazara veriyor yaradan! celal esma-i ilahi tecelli ediyor.
her cemal altında celalini nazara verir halık-ı külli şey. celali tecelligahta kahhar olan allah’ı hicap altında müşahede eder insan denen muamma.
ve devam eder gül konuşmaya der ki: “rabbim hakimdir-uludur- büyüktür.
gücü kudreti sonsuzdur –kahhar’ dır- celal dır.
benim güzelliğimi seyretmekle doymayıp boşu boşuna koparana adil esmasıyla adalet edendir ki öcümü senden aldı.hasip’ tir, hesabı, görendir.
hayvanat taifesinden hangisine bakarsanız bakın. cemal altında celali ve celal altında cemali müşahede edeceksinizdir.
ey kardeşlerim! bu aciz kul değil, kainat rabbimizi bize tanıtıyor.
işte kuranın ispatı için (allahın kitabı, zihniyetlerin değil) kainat!
şimdi sizleri kelime ve söz oyunları ile aldatanlara kanmayın.
kelam-i delilleri sunarlar ki onları da iltibas ederler. nass-i delilleri saklarlar.
işte bu küfrün en dehşetli olanıdır. çünkü münafık kafirden şedittir.
velhasıl insanın kabiliyetine göre (kesbine); emre itaat veya isyan durumuna göre:
allah’ın esmaları mütefavit tecelli eder.
rahman olan allah’ın cemaliyle lütfettiği daimi zikirdeki hüsnü kabul etmeyenlere;
kahhar olan allah celaliyle gadap ederek ikabıyla cehenneme duhül ediyor.
cehennem celalin tecelligahıdır ki rahman’ın zikrinden ya’şu olanlara allah(c.c)
büyük bir öfke, gadap, hiddetle heybetini-azametini gösteriyor. ikap ediyor.
allahü azimüşşan; mü’min-müşrik tüm insanları ve cinleri cehenneme gönderdiği
sırrı açığa çıkıyor ki; müşriğin ebedi kalacağı cehennemin dehşeti ve mücazat yeri olduğunun derk edilmesiyle heybet ve azameti ilahi anlaşılsın. ve mü’min anlasın ki nasıl bir yerden
rahman (esirgeyen) allah rahimiyyetiyle(bağışlamasıyla) onu kurtarıp cennet gibi bir mükafat ile lütuflandırmış, ödüllendirmiş.
kolay kazanılana değer verilmez. zorlu yollardan kazanılanların değeri anlaşılır. alın teri dökülmeden kazanılan paranın çar-çür edilip çabuk bitmesi gibi.
işte cennetin değeri cehennem gibi bir hapsi görüp müşahede ettikten sonra anlaşılıyor.
ve rahim-i rahmet karşılığı cennet!
ve kahhar-i celal karşılığı cehennem!
hamd alemlerin rabbi olan allahadir! huu!!! “hu”
mahmut ahmedi nejat gibi siyasi liderlere dünyanin ihtiyaci var.bence bu ihtiyaci gidermenin kolay yolu ise toplumlarin ahlak seviyelerini gözden geçirip,hayirli gençler yetiştirmek için azami gayret göstermeleri
her zaman sizi takdirle karsılıyorum sayın baskan alah saglık sıhat versin muslüman kardeslerime
geçeceğimiz yolları girmeden önce tayin edersek çıkmaz sokaklarda kaybolmayız, kim olduğumuzu ve nasıl olmamız gerektiğimizi bilirsek ayağımıza takılmak istenen prangalara karşı müdebbir oluruz. belkide siz bunu yaptığınız için bu kadar dik duruyorsunuz. hey gidi küheylan koşamana bak sen çatlarsan doğuran kısrak utansın mısralarıy yaşadığınız içindir belkide dik yürüyüşünüz. allah yürüdüğünüz yolda muvaffak olmanız için yardımcınız olsun, encamınızı hayır eylesin.
:D baskan dediğin boyle olur vay be işte bu yeye :D :D :D :cool:
geç kalmış olabilirim ama dün bir erkekle dans ettiği için öldürülen bir kızın videosunu izledim ben elham dürüllah müslümanım ama bunlar müslüman olamaz aciz birine bu işkence olmaz olamaz örümcek kafalılar allahtan dilerim
bu dünyada ve öteki̇ dünyada yeri̇ni̇z olmasin
iranda ne biçim bir müslümanlık varr ben bunu anlayamadımm canilikten baska birşey degil bence insanları idam etmek dinimizin hangi kuralın yada kuran-ı kerim in hangi sayfasında yazılmıştır hiçbir yerindee ee şimdi söyleyin ahmed-i nejat ın yaptıkları kafirlik mi müslümanlık mı? amed-i nejat ın da saddam hüseyin den geri kalan bir yanı kesinlikle yokk ikiside caniiiiiiiii ikiside kafirrrr..
allah bilir kalfa28, adamın caniliğini bilirsin de inancını bilemezsin kimiz ki biz aciz allahın bir kulu kardeş.
yazıklar olsun size müslümanız diyorsunuz…sellahattin eyubiyi arar bu müslümanlar…1.5 milyarsınız 6 milyona fiske vuramıyorsunuz….nasıl hesab vereceksizin allah a….türkiye ve iran bir olun .müslümanın müslümandan başka kardeşi yoktur….kim karşı koyar içinde allah ve peygamber sevgisi olanin karşisinda….
kalfa28 saçma sapan konusma ahmedinejada cahil diyosun onun önderliginde yapılan savas teknolojileri türkıyede neden yok heronu bile israilden alıyoruz çelişkiye bakarmısın ordunumuz israile bagımlı hale getirilmiş ve biz israile kafa tutyoruz ondan aldıgmız tanklar onun yaptıgı yazılımlarla ama iran kendi teknolojisini üretiyor liderinin müslüman olması cazip gelmıyebilir laik cevrelere ama ben hep takdir ettim kendisini idam olayına gelince en dogrusunu yaptı pjak kallesce eylemlerini yürütürken islam kanunları göz ardı edilmiyoda iran o münkir münafıgın mossadın yetiştridigi soysuzları asıncamı kafir oluyo irandaki müslümanlıgı sen anlamazsın tabi senin ülkede islam ne kadar yasanıyoki laik türkıye baş örtüsüyle dinle darbelerle ugrasmaktan yerinde sayan ülke zavallı türkıye abdnin kucagında ekonomisi çökmüş ab kapısında bir dilenci….!iranda ahmedinejadta bizden iyi durumda sen kendi ülkenin derdine yan
salam aleykum.allah rizasi ucun sizden rica edirem.lutfen bene iran cumhurbaşkanının e-mail adresini gonderin ve basbakaninin e-mail adresini rica edirem
türk islam aleminin mevlid kandilini kutlar, sağlık, huzur, mutluluk ve bolluk dolu temennilerin bu mübarek günde kabul olmasını cenab-ı allah’tan dilerim…
arkadaşlar iran cumhur başkani ahmedinejatin mail adiresini bilen allah aşkina bana yazin
iran şii olabilir ama allah düşmanı değil. müslüman din kardeşlerimizdir. siyonistler bizleri birbirimize düşüremeyeceklerdir. şüphe yokki rabbim nurunu tamamlayacaktır.
ahmed nejad tam bir lider. içimizdeki uşaklar neye hizmetettiklerini bilmiyorlar…
sayın cumhur başkanım mükemel bir lidersiniz orta doğunun liderleri sizi örnek almalı bence amarika ve israyil gibi hayinlerin dersini vermeli allah sizinle olsun tüm kalbimizle yanınızdayım yıldırım
çok değerli iranlı muhafazakar kardeşlerim ingiltere konsolosluğuna yönelik tutumunuzu sonuna kadar destekliyorum ve muhafazakar türk gençleri olarak haksızlığa uğrazdığınız heryerde avrupanın karşısında mazlumun yanındayız. selam ve dua ile